'siyaset' etiketli yazılar

yargıtay’ın sifonunu kim çekicek?

yanlış anlaşılmasın, yüksek yargı üyeleri sıçtıkları bokun sifonunu çekmezlermiş bir rivayete göre de, ondan merak ettim. yani düşünsene 30-40 kişi sıçıyo devamlı, bi kişi bile sifonu çekmiyo! ondan belki de kokusu “engellenemeyen bir hız”la memleketi kaplıyo…

god save the queen!

Loading yazarın önerisi: bu yazıyı bu satırın başındakı şarkıyı dinleyerek okuyun. (önce artıya tıklayın, sonrası kendiliğinden gelicek zaten.)

yanlış anlaşılmasın, hayatımın herhangi bi bölümünde anarşist olmadım. sadece önemli bi noktaya işaret etmek isterim. üzerinde güneş batmayan krallık benzetmesi boşuna diildir. tarihte öyle bir zaman olmuştur ki, ve bu zaman çok çok uzun zaman önce de diildir, bu birleşik krallık denen nanenin (aslında çok da emim diilim şu noktada, acaba o zaman adı british empire miydı?) askerinin olmadığı meridyen kalmamıştır dünya üzerinde. şıklığına özendiğimiz, tacına nerdeyse tapınacağımız bu kraliçe, bugün adına orta asya sorunu dediğimiz saçmalığın mimarı krallığın ete ve kemiğe bürünmüş halidir.

tabi ki kraliçeden edelim krallığının yaptıkları yüzünden demiyorum. hele de bu zavallı kadının krallığın gerçekten krallık olduğu zamanlarda portakalda vitamin olduğunu da düşünürsek bu kadını suçlayamayız. ama demem odur ki; dünyanın en kanlı krallıklarından birinin bugünkü başı olan bu kadını herhangi bi ülkenin dışişleri bakanından daha fazla görmememiz gerekir. yani aman da kraliçe gelmiş erdoğan neden smokin giymemiş? ne olmuş yani? bence de sakil bi durum olmuş, kadın kraliçe olduğundan diil, genel olarak davete katılan herkes smokinli olduğundan. yoksa türkiye cumhuriyeti’nin başbakanı neden o kadına kafasında taç var diye herhangi diplomatik misafire gösterdiğinden daha fazla saygı göstermek zorunda olsun?

bence en iyisini trt yapmış. kraliçenin “ben izlemedim hayatta da izlemem” dediği the queen isimli filmi göstermiş. herkes de bi yaygara, aman trt gaf yamış! ne alaka ya! (tabi gerçekten trt’nin o filmi övgü dolu bi film zanetmiş olma ihtimali de var ama bence gayet düşük.) herkes pembe kıyafetli, kokoş şapkalı kadını pamuk prenses ilan ederken ülkenin, demek ki, tek aklı başında televizyonu bayan pamuk’un aslında o kadar da pamuk olmayabileceğini göstermiş. ne kadar ezik, ne kadar zavallı insanlar ki götümün medyacıları, bunu sabah karşımıza “trt’nin büyük gafı” olarak çıkarabiliyolar. yazık…

ha, sex pistols’a gelicek olursak. ne alaka bu şarkı şimdi bu yazıyla denebilir. ama bi noktaya işaret etmek istedim yazının başında da söylediğim gibi. o da şudur: bu kadını, kraliçeyi, kendi ülkesinde bile sevmeyen alaya alan, onunla dalga geçen bi sürü insan varken, yani kendi tebası bile onu sevmeyebiliyoken, neden biz türk halkı olarak kendisine hayran olmak durumundayız? neden bu satılmış/satılığaçıkartılmış/götümün medyası bu kadını aziz gibi göstermektedir?!!!

sözlerimi sex pistols’ın manalı dizeleriyle bitirmek isterim.

Sex Pistols-God Save The Queen Album Cover god save the queen
the fascist regime
they made you a moron
potential h-bomb
god save the queen
she ain’t no human being
there is no future
in england’s dreaming
………
sex pistols 1977

not: bu yazı benim kraliçeye kişisel “hoşgeldin elizabeth bacı-güle güle git!” hediyemdir.

muhalefetsizlik parodisi

çok söyliyceğim bişiy yok aslında. bütün söyleyebiliceğim şeyler başkaları tarafından söylendi zaten. ben olmayan hakkında yazmaktansa nasıl olsa da olsa konusundaki fikrimi paylaşmak istiyorum seninle ey değerli okuyucu!

türkiye’de bu tv yarışması olayı çok tutuyo. millet hapur hupur sms gönderiyo hiç tanımadığı insanlar daha çok para kazansın diye. yani kendilerine hiç bi faydası olmadığı halde o zort star zart turka yarışmalarına devamlı sms gönderiyolar. her kanalın bi tane öyle yarışması var sanırsam. kiminde arabesk, kimide pop söyleniyo. kimi zaten ünlü olup da şansız şöhretsiz kalmış zavallıları biraraya topluyo, onlarla bi gariplik yapıyo falan. benim fikrim şudur: türkiye muhalefetini arıyor! ya da sosyal demokrat star mesela. hani burda normal insanlardan lider üretmeye çalışılsın. halk da her hafta sms leriyle bir lider adayını göndersin. hem bu sefer smsleri boşa diil geleceğe atmış olma ihtimalleri de var. gerçi sazlı sözlü yarışmalarda bile kazananlar bi baltaya sap olamadılar. ama belki olay böyle bütün ülkeyi ilgilendiren bişiy olunca hani kazanan hakkaten kazanır, mı acaba?

sonuç itibariyle benim bu dönüşü olmayan çukurundan kurtuluş önerim böyle. benim gibi bu öneriden pek umutlu olmayanlar için de aşağıda bir oyunumuz mevcut, ’yi Kurtarma Oyunu-, kendi kuvvetleriyle ’ı ’den uzaklaştırmak isteyenler için. iki aşamalı. birinci aşamasında seçim öncesi konuşmasını yapıyor kurultay salonunda. amaç ona domates fırlatarak yorup; konuşmasını erken bitirtmeye çalışma. konuşması bittikten sonra kurultay salonundan tuvalet molası için ayrılır. bu ikinci aşamayı başlatır. ikini aşamanın amacı ’ı korkutup kurultay salonuna girmesini engellemek. çünkü salona girerse o delegelerin yine ’ı seçiceği kesin. eğer salona girmesi engellenebilirse, liderliği kaybeder ve sonunda kurtulur. hikayemiz böyle, oyunumuz hemen aşağıda….

not: bu oyunun ilk sürümü. eğer bi önerisi varsa kimsenin yorumlara buyursun lütfen.
not2: hemen aşağıdaki ’yi kurtarma oyununun resmi, oyunu oynamak için devamını okuyun. ( biraz zor yükleniyo, o yüzden ana sayfaya koymak istemedim. verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür dilerim.)

CHP'yi Kurtarma Oyunu

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

biber gazım geldi, başbakan nerde?…

İşçiyine karşılıklı sidik yarışmaları sonucu götüm gibi bir 1 Mayıs’ı “atlatmış” bulunuyoruz. Hani kim haklı kim haksız olayına çok derinlemesine bi dalış yapasım yok ama bence tabi ki bu ülkeyi yönetiyo olması gereken adam olarak başbakan ve onun yedi cüceleri sorumludurlar.

kimse çıkıp da provakasyon falan demesin. tamam kışkırtmalar olmuştur, evet sendikaların taksim ısrarı bi nevi sidik yarışıdır. ama bence bu kadar külhan beyi bi adam karşısında da sidik yarışına girişmemek baya “balls” ister. adam kalksın sana cart curt hakaret etsin. unutsun geldiği yeri sana “ayaklar” desin, bunun üstüne de seni halka şikayet etsin “sağduyulu diiller bu sendikacılar” diye. ne bekleniyo ki bu adamlardan, bütün bunların üzerine “ya evet bizi eşeğin götüne soktun sayın başbakanımız ama isteğiniz bizim için emirdir” demeliydiler yani? başbakanın ve cücelerinin görevi bu durumu önceden analiz edip strateji belirlemekti. ha onu yapamadın baktın olay kontrolden cıkıyo, yine de insanları sabahın köründe daha meydana bile ayak basmamışken gazlamanın, dövmenin alemi ne?

Ayakların Baş Olduğu Bir Dünyaha denebilir ki, başbakan mı gitti bi elinde cop bi elinde gaz bombasıyla taksime de milleti benzetti? hayır, tabi ki ama imam osurunca cemaat de sıçar tabi ki. başbakanından valisine, emniyet müdürüne kadar herkes sidik yarışını azimle sürdürünce napsın memleketim polisi, sidik yarışında tabi ki işvereni olan devleti seçmek durumunda kalıyo. tamam, onlar da sorunlu insanlar. normal bi insan yere düşmüş, kafasını korumaya çalışan bi genç kıza tekme atmaz kanımca.

peki bugün noldu şimdi? kim kazandı? veya kazananı var mı dünün? copla akraba olan işçi mi kazandı? sendika mı kazandı? hükümet puan mı topladı? taksimde eylem yapılacağına taksim ve çevresinde iç savaş yaşandı (bunu abartma olsun dıye yazmıyorum, dün akşam hollanda haberlerinde “istanbul’da iç savaş” benzeri bi başlıkla duyuruldu 1 mayıs olayları).

millet ekonomisini ayağa kaldırmak için başka ülkelere savaş açıyo, bizim içinde bulunduğumuz “düşük yoğunluklu savaş” yetmiyo, bi de meydanlarda savaşıyoruz kendi kendimize…

keşke aysun’la beyin transferi yapabilseydim şu anda. eminim çok daha mutlu bi insan olurdum….

bu saçmalık ne zaman biticek?

daha ne kadar 1960 model savcılarımıza tahammül etmek zorundayız? bu adamlar kendilerini benden senden daha üstün görüyolar ya! egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! sıçarım mahkemesine de, yargıçına da ya! nasıl ki ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak yasama hakkımı oy vererek meclise vermişim, yürütme hakkımı da hükümete, bu mahkemeler de aslında benim lama hakkımı kullanıyolar! ama sistem o kadar götüm gibi ki adamlar kimseye karşı sorumlu değiller! kral gibiler bi nevi! yani onların yaptığını beğenmediğimiz için işinden alıcak seçilerek başa gelmiş kimse yok! bi nevi jüristokrasi gibi bişiy (böle bi kelime var mı bilmiyorum, götümden uydurdum, aynı savcıların parti kapatmak için götlerinden iddianame uydurması gibi).

yani bi savcı bütün millet kaldırımların kırmızı olmasını istese bile kaldırımların kırmızı olmasına karşı mutlaka bi yasa maddesi bulup dava açabilir. aynı derecede 1960 beyinli bi yargıç da yasaları götünden yorumlayıp kaldırımların kırmızı olmasını yasaklayabilir bu jüristokrasilerde mesela. (acaba bu son kıvırma hamlesiyle birilerine hakaretten kurtulmuş oluyo muyum? aslında farketmez. ben başörtüsünün serbest olmasını destekliyorum zaten, bu durum bi partinin kapatılması için bile yeterliyse beni hapse atmak için de yeterlidir zaten hahaha-deliriyo muyum?-)

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

yuh hepinize!

evet bugünleri de gördük sonunda. bi tarafta ülkemizin düşünce gücünü üreten ve şekillendiren veya üretmesi ve şekillendirmesi gereken profesörlerimiz hitler’i aratmıycak bi faşistlikle türbanlı insanlardan ne kadar ettiklerini ve onları ne kadar görmek istemediklerini açıklıyo, diğer tarafta anayasaya baş bağlama şekilleri giriyo. bu mudur bizim medeniyet anlayışımız? bu mudur ab üyesi olmak isteyen türkiye’nin resmi? ben utanıyorum yine ve yeniden türkiyeli olmaktan. ve ben en kötüsü umudumu kaybediyorum bu ülkenin geleceğine dair.

ben mesela tam tersini daha normal karşılardım. politikacılar statükoyu devam ettirmek için çabalasalar ve akademisyenler ve hukukçular da yapılan insanlık suçuna dikkat çekmeye çalışsalar bugünden mutsuz olsam dahi geleceğe dair inancımı yitirmezdim. bu kadar mı körüz hepimiz? bu kadar mı ve ayrımcılık bürümüş ülkemin aydınlık gözünü?

nasıl olur da hayatlarını bilime adamış olması gereken insanlar gözleri önünde işlenen orta çağdan kalma insanlık suçunu görmezler ve hatta savunurlar? bunlara alkış tutan gazeteciler ve başka gereksiz insanları saymıyorum bile. çok sinirliyim. akademisyenler yetmezmiş gibi hukukçular da aynı telden çalıyo. çok üzülüyorum. benim gibi olmayan bana tehdittir fikri nası olup da günümüzün tek geçerli hipotezi olmayı başardı bugün bilmiyorum, anlamıyorum. bu insanların aklı başında olan arkadaşları yok mu acaba? kimse neden onlara aklınızı peynir ekmekle mi yediniz birader demiyo? ve neden açık açık ayrımcılık yapan bu adamlar benim ülkemde hala prestijle hayatlarına devam ediyolar? neden adalet kör ve sağır diil bu ülkede ve neden hep taraf tutuyo? azıcık empati yapılsa…

neyseki azıcık da olsa, 1000 küsür, akademisyen yapılan yanlışın altını çizmek için bi bilidiri yayınladılar. gazetelerin çoğunda es geçildi bildiri. sabah gazetesinde önemli bi haber olarak verildi ama o gazetenin de artık bi inandırıcılığı kalmadı. neden herkes doğruları söylemekten bu kadar korkuyo? biraz etrafınıza bakının; bugünlerde ülkemizin hangi tarafında baskıcı rejimler var? ve bu baskıcı rejimlerin hangisi rejimini korumayı başarmış barış içinde? ve içinde bi tane var mı özendiğiniz, “gibi olmak” istediğiniz? BENİM YOK!

pazartesi günü hollanda’daki 3. yıllık oturma iznimi almak için buranın göçmen işleriyle ilgilenen adalet bakanlığına bağlı IND isimli yerine gittim. sıramı beklerken bi sürü çalışan geçti önümden. aralarında başörtülü kadınlar, türbanlı bir hint erkeği, pembe saçlı ve burnunda küpe olan bir genç kız vardı önümden geçenlerin. adalet bakanlığına bağlı bu yerde gayet de rahat çalışıyolardı. kimse de ulan bizim devletimiz yıkılıyo diye düşünmüyüdu heralde. aaah! işte “ama türkiye’nin özel koşulları?” sikicem bu türkiye’nin özel koşullarını, tarihsel yapısını! hepsi statükoyu korumak için uydurulmuş yalanlar! hem medeni yani modern olmaya çalışıp hem de insanların kendini ifade etme şekillerini kı-sıt-la-ya-ma-yız! kısıtlamamalıyız! bana bu kadar normal gelen bu saptama neden bi sürü insan için saçmalığın daniskası?

bu arada dün daha da ilginç bişiy olmuş bu konuda. imam deniz efendi meclis kürsüsünden imanın ve islamın şartlarını saymış, üstüne kuran’ın değişik yorumlarından falan bahsetmiş. bu adam ’yi dini siyasete alet etmekle suçlayan adam. inanılıcak bişiy diil! insan hakları, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü temelli bi değişikliği eleştirmek için dinen ne kadar yanlış yaptıklarından bahsetmiş deniz yaratığı! ya bu ülkede herkes mi adalet duygusunu yitirdi? bi tane gerçekten adalete inanan savcı yok mu? neden deniz ’a dava açılmıyo dini siyasete alet ettiği için? recep tayyip erdoğan allah emrettiği için bu yasayı değiştiriyoruz demediğine göre deniz neden allah böyle bişiy emretmedi ki diyo? ve deniz kim ki benim allah’a nasıl inanmam gerektiğini tarif edebiliyo? mesela konuşmasında islamın imanın şartlarından falan bahsediyo. onlar tamam ama başörtüsü yok ki diyo! bu nası bi laiklik anlayışı? ben inanmayan birisi olarak bu konuşmadan sonra boynuma silah dayasalar o adama oy vermem. vereni de anlayamam!

çok sinirliyim herkese!!! bütün adalet sistemine, daha dava açılmadan yasa değişikliği hakkında yasal beyanat veren savcılara, laik olduğunu zanneden faşist politikacılara, yıllardır ifade özgürlüğü için savaşan ama konu türbana veya başörtüsüne gelince “orda biraz durup beklemek lazım” diyen solcu gerzeklere, medya patronlarına, kendini bi zanneden ama aslında gezetecilik yapamadığı için “köşe yazarlığı” yapan 1950 model insan müsvettelerine, ülkemi geleceğe hazırlaması gereken fikirsiz profesörlere, bu meselenin bu kadar arap saçı olmasını sağlayan anayasa mahkemesine, benim gibi düşünüp sesini çıkarma gereği duymayan herkese çok kızgın ve kırgınım! beni bu kadar (u)mutsuz hale getirdikleri için hepsiniden ediyorum! 

bu ülke yarını görücekse eğer bu herkesi birbirine benzeterek olmıycak! birbirinden çok farklı bi sürü insanın birbirinden etmemesi sağlanarak olucak! (bu yasa geçer meclisten gül de onaylar sonra anayasa mahkemesi iptal eder veya hakkaten üniversiteler türbanlı öğrencilere ders vermeyi reddeder falan. olan ülkemize olur sonunda. bu kadar kutuplaşmamızın sonunda güzel şeyler olucağını hayal edemiyorum ben. o zaman neden bu değişikliği destekliyorum? çünkü doğru olan bu! keşke gezeteciler ’ye sakin olmasını öğütliyceklerine ’ye humanist olmasını öğütleseler…) ben yarını görmek istiyorum! yarını görmek isteyen benden başka insanlar olduğuna inanmak istiyorum. sormak istediğim daha bi sürü soru var, ama faydası var mı bilmiyorum. benim bu yazılarım da bi nevi mastürbasyon tabi. elimden bişiy gelmiyo ve bi faydası olmadığını bildiğim halde yazıyorum buraya…