arşivler toplam 4 sayfadan 3. sayfa gösteriliyor...



bu saçmalık ne zaman biticek?

daha ne kadar 1960 model savcılarımıza tahammül etmek zorundayız? bu adamlar kendilerini benden senden daha üstün görüyolar ya! egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! sıçarım mahkemesine de, yargıçına da ya! nasıl ki ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak yasama hakkımı oy vererek meclise vermişim, yürütme hakkımı da hükümete, bu mahkemeler de aslında benim lama hakkımı kullanıyolar! ama sistem o kadar götüm gibi ki adamlar kimseye karşı sorumlu değiller! kral gibiler bi nevi! yani onların yaptığını beğenmediğimiz için işinden alıcak seçilerek başa gelmiş kimse yok! bi nevi jüristokrasi gibi bişiy (böle bi kelime var mı bilmiyorum, götümden uydurdum, aynı savcıların parti kapatmak için götlerinden iddianame uydurması gibi).

yani bi savcı bütün millet kaldırımların kırmızı olmasını istese bile kaldırımların kırmızı olmasına karşı mutlaka bi yasa maddesi bulup dava açabilir. aynı derecede 1960 beyinli bi yargıç da yasaları götünden yorumlayıp kaldırımların kırmızı olmasını yasaklayabilir bu jüristokrasilerde mesela. (acaba bu son kıvırma hamlesiyle birilerine hakaretten kurtulmuş oluyo muyum? aslında farketmez. ben başörtüsünün serbest olmasını destekliyorum zaten, bu durum bi partinin kapatılması için bile yeterliyse beni hapse atmak için de yeterlidir zaten hahaha-deliriyo muyum?-)

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

yuh hepinize!

evet bugünleri de gördük sonunda. bi tarafta ülkemizin düşünce gücünü üreten ve şekillendiren veya üretmesi ve şekillendirmesi gereken profesörlerimiz hitler’i aratmıycak bi faşistlikle türbanlı insanlardan ne kadar ettiklerini ve onları ne kadar görmek istemediklerini açıklıyo, diğer tarafta anayasaya baş bağlama şekilleri giriyo. bu mudur bizim medeniyet anlayışımız? bu mudur ab üyesi olmak isteyen türkiye’nin resmi? ben utanıyorum yine ve yeniden türkiyeli olmaktan. ve ben en kötüsü umudumu kaybediyorum bu ülkenin geleceğine dair.

ben mesela tam tersini daha normal karşılardım. politikacılar statükoyu devam ettirmek için çabalasalar ve akademisyenler ve hukukçular da yapılan insanlık suçuna dikkat çekmeye çalışsalar bugünden mutsuz olsam dahi geleceğe dair inancımı yitirmezdim. bu kadar mı körüz hepimiz? bu kadar mı ve ayrımcılık bürümüş ülkemin aydınlık gözünü?

nasıl olur da hayatlarını bilime adamış olması gereken insanlar gözleri önünde işlenen orta çağdan kalma insanlık suçunu görmezler ve hatta savunurlar? bunlara alkış tutan gazeteciler ve başka gereksiz insanları saymıyorum bile. çok sinirliyim. akademisyenler yetmezmiş gibi hukukçular da aynı telden çalıyo. çok üzülüyorum. benim gibi olmayan bana tehdittir fikri nası olup da günümüzün tek geçerli hipotezi olmayı başardı bugün bilmiyorum, anlamıyorum. bu insanların aklı başında olan arkadaşları yok mu acaba? kimse neden onlara aklınızı peynir ekmekle mi yediniz birader demiyo? ve neden açık açık ayrımcılık yapan bu adamlar benim ülkemde hala prestijle hayatlarına devam ediyolar? neden adalet kör ve sağır diil bu ülkede ve neden hep taraf tutuyo? azıcık empati yapılsa…

neyseki azıcık da olsa, 1000 küsür, akademisyen yapılan yanlışın altını çizmek için bi bilidiri yayınladılar. gazetelerin çoğunda es geçildi bildiri. sabah gazetesinde önemli bi haber olarak verildi ama o gazetenin de artık bi inandırıcılığı kalmadı. neden herkes doğruları söylemekten bu kadar korkuyo? biraz etrafınıza bakının; bugünlerde ülkemizin hangi tarafında baskıcı rejimler var? ve bu baskıcı rejimlerin hangisi rejimini korumayı başarmış barış içinde? ve içinde bi tane var mı özendiğiniz, “gibi olmak” istediğiniz? BENİM YOK!

pazartesi günü hollanda’daki 3. yıllık oturma iznimi almak için buranın göçmen işleriyle ilgilenen adalet bakanlığına bağlı IND isimli yerine gittim. sıramı beklerken bi sürü çalışan geçti önümden. aralarında başörtülü kadınlar, türbanlı bir hint erkeği, pembe saçlı ve burnunda küpe olan bir genç kız vardı önümden geçenlerin. adalet bakanlığına bağlı bu yerde gayet de rahat çalışıyolardı. kimse de ulan bizim devletimiz yıkılıyo diye düşünmüyüdu heralde. aaah! işte “ama türkiye’nin özel koşulları?” sikicem bu türkiye’nin özel koşullarını, tarihsel yapısını! hepsi statükoyu korumak için uydurulmuş yalanlar! hem medeni yani modern olmaya çalışıp hem de insanların kendini ifade etme şekillerini kı-sıt-la-ya-ma-yız! kısıtlamamalıyız! bana bu kadar normal gelen bu saptama neden bi sürü insan için saçmalığın daniskası?

bu arada dün daha da ilginç bişiy olmuş bu konuda. imam deniz efendi meclis kürsüsünden imanın ve islamın şartlarını saymış, üstüne kuran’ın değişik yorumlarından falan bahsetmiş. bu adam akp’yi dini siyasete alet etmekle suçlayan adam. inanılıcak bişiy diil! insan hakları, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü temelli bi değişikliği eleştirmek için dinen ne kadar yanlış yaptıklarından bahsetmiş deniz baykal yaratığı! ya bu ülkede herkes mi adalet duygusunu yitirdi? bi tane gerçekten adalete inanan savcı yok mu? neden deniz baykal’a dava açılmıyo dini siyasete alet ettiği için? recep tayyip erdoğan allah emrettiği için bu yasayı değiştiriyoruz demediğine göre deniz baykal neden allah böyle bişiy emretmedi ki diyo? ve deniz baykal kim ki benim allah’a nasıl inanmam gerektiğini tarif edebiliyo? mesela konuşmasında islamın imanın şartlarından falan bahsediyo. onlar tamam ama başörtüsü yok ki diyo! bu nası bi laiklik anlayışı? ben inanmayan birisi olarak bu konuşmadan sonra boynuma silah dayasalar o adama oy vermem. vereni de anlayamam!

çok sinirliyim herkese!!! bütün adalet sistemine, daha dava açılmadan yasa değişikliği hakkında yasal beyanat veren savcılara, laik olduğunu zanneden faşist politikacılara, yıllardır ifade özgürlüğü için savaşan ama konu türbana veya başörtüsüne gelince “orda biraz durup beklemek lazım” diyen solcu gerzeklere, medya patronlarına, kendini bi bok zanneden ama aslında gezetecilik yapamadığı için “köşe yazarlığı” yapan 1950 model insan müsvettelerine, ülkemi geleceğe hazırlaması gereken fikirsiz profesörlere, bu meselenin bu kadar arap saçı olmasını sağlayan anayasa mahkemesine, benim gibi düşünüp sesini çıkarma gereği duymayan herkese çok kızgın ve kırgınım! beni bu kadar (u)mutsuz hale getirdikleri için hepsiniden ediyorum! 

bu ülke yarını görücekse eğer bu herkesi birbirine benzeterek olmıycak! birbirinden çok farklı bi sürü insanın birbirinden etmemesi sağlanarak olucak! (bu yasa geçer meclisten gül de onaylar sonra anayasa mahkemesi iptal eder veya hakkaten üniversiteler türbanlı öğrencilere ders vermeyi reddeder falan. olan ülkemize olur sonunda. bu kadar kutuplaşmamızın sonunda güzel şeyler olucağını hayal edemiyorum ben. o zaman neden bu değişikliği destekliyorum? çünkü doğru olan bu! keşke gezeteciler akp’ye sakin olmasını öğütliyceklerine ’ye humanist olmasını öğütleseler…) ben yarını görmek istiyorum! yarını görmek isteyen benden başka insanlar olduğuna inanmak istiyorum. sormak istediğim daha bi sürü soru var, ama faydası var mı bilmiyorum. benim bu yazılarım da bi nevi mastürbasyon tabi. elimden bişiy gelmiyo ve bi faydası olmadığını bildiğim halde yazıyorum buraya…

paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

türban yasağı

burda bu konulara hiç girmiyim diyodum ama sinirliyim, yazmam lazım! çok polarize bi konu zaten. anketlere göre halkın %80′ine yakını yasağın kalkmasını destekliyo güyya ama ezici çoğunluğun sesi yerine yasakçı azınlığın, elit beyaz türklerin sesi çıkıyo, ilginç bi durum tabi. neyse ben yasağın aslında her alanda kalkmasını destekliyorum. (aha rengimi de belli etmiş oldum, hayır yeşil diil)

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

sigara yasağı

sigara içmek süper bişiy!türkiye’de de benzer gelişmeler oluyo, burda da, hollanda’da da. burda 2008′in ilk gününden itibaren kapalı mekanlarda içmek yasaklandı. öyleki hollanda’da serbest olan marijuana içilen “coffee shop” denen mekanlarda bile içmek yasak uyuşturucu içmek serbest. hahaha. saçmalığın daniskası.

bu kapalı alanları toptan non-smoking zone yapma mantığına tamamen karşıyım. iki sene öncesine kadar ben de içmeyen toplumun bi parçasıydım. ama o zaman bile bu yasağın ne kadar saçma olduğunu söylerdim. o zaman amerika’da, italya’da bazı yerlede falan başlamıştı kapalı alanlarda içme yasağı. şu anda öyle bi aşamaya geldi ki bence artık ayrımcılıktan bahsetmemiz gerekiyo. içen vatandaşlara karşı ayrımcılık uygulanıyo. devlet ne hakla beni benden korumaya çalışıyo ki? hadi diyelim ki içmeyenleri benden korumaya çalşıyo. bu durumda bile benim hayatımı berbat etmeye hakkı var mı?

bi de bence liberal ekonomilerde böyle yasaklar çok saçma. insanlara veya mekan sahiplerine hiçbi seçme hakkı tanınmıyo. mesela yasaklamak yerine ciddi vergiler koysalar içilen mekanlara, daha kendiliğinden bi düzenleme olmaz mı? hani çok büyük olmayan mekanlar sigarayı yasaklar, daha büyük klüp mlüp tipindeki yerler belki bi kısımlarını içilen alan olarak tahsis ederler. en azından benim gibi içen dünyanın en büyük düşmanı insanlar da biralarını içerken da içebilirler.

mesela fransa’da da uygulanıcak bu yasak ama ordaki adamlar ciddi ciddi tartışıyolar meseleyi. tam da fransız usulü. içmenin fransız entellektüel hayatıyla çok yakından alakalı olduğundan bu yüzden de kapalı alanlarda içmeyi yasaklamanın fransız entellektüellerine ciddi bi darbe vuracağından bahsediyolar. bence içen insanları ikinci sınıf gören zihniyete karşı çok önemli bi savaş veriyolar. yürü be fransa!

bizim pek bi umudumuz yok. en ciddi konularımızda bile tez üretmekten aciz medyamız,politikacılarımız ve insanımızla, içme yasağına karşı durabilicek bi fikir üretebiliceğimizi sanmıyorum. herkes pek mutlu zaten gazetelere bakarsak. bi tek ben rahatsızım galiba…

yasağına karşı örgütlenelim diycem ama bu konuda örgütlenmemiz de zor. içen insanlar olarak bi kere daha az enerjimiz var içmeyenlere göre. bi de yaşam sürelerimiz daha kısa. ayrıca yürüyüş yapmamız ve aynı anda slogan atmamız da baya zor gibi nefes alma güçlüklerimizi düşününce. bi de üstüne elimizde pankartlar, afişler falan da olunca ikna edici gücümüz sıfıra yakınlaşır heralde. zaten bence yasaklayanlar bunu da bilerek böyle rahat rahat çat diye iki günde karar verebiliyolar böyle massive bi yasağa.

yazımı bitirmeden önce belirtmek isterim ki; içmeyi yasaklayan süper sağlıklı insanları, ağız ve burunlarına ve de kulaklarına 50şer sigarayı koli bandıyla yapıştırmak suretiyle geri kalan hayatları boyunca yasakladıkları sigaranın dumanı içinde yaşamaya mahkum etmek istiyorum! madem onlar benim bira- keyfimi bitirdiler ben de onların açık havada bile temiz hava keyiflerini bitiricem! yaşasın ! yaşasın dumanaltı eğlence mekanları!

paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

halinden bi türlü memnun olamayan insanlardan tiksiniyorum

sad envelopebiraz önce çok da samimi olmadığım bi arkadaştan bi e-mail aldım. uzakta bi yerde master yapıyo o da benim gibi. hem ilginç hem de acınası bi yazı. en önemlisi de kendine verilmiş imkanlardan mutlu olamıyo olması. ben böyle insanlardan hiç haz etmedim şu kısa hayatım boyunca. hani herşey altın tepside önlerine gelmiş ama bi türlü mutlu olamayan insanlar, hani pespembe bi resimde bile sinir bozucu siyah bi nokta bulabilen insanlar. hah işte o insanlardan tiksiniyorum. ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın diye o adamın yazısını da ismini vermeden yapıştırıyorum. (arkadaş heralde türkçe klavyesi olmadığından türkçe karakter kullanmadan yazmış e-mailini. bütün türkçe karakterleri bulup düzeltmekle uğraşamıycağım için bana geldiği gibi yer alıyo e-mail. okuması zor oluyosa okumayın kardeşim.)
buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

“i am legend” kötü, çok kötü bi film

bu hafta uzun zamandır izlemediğim kadar film izledim sinemada. internet ve p2p paylaşım çıkıp mertlik bozulduğundan beri sinemaya ancak özel efektleri daha etkili yaşayabilmek için gider oldum aslında ben de, pek çok çağdaşım gibi. ama avrupa ülkelerinin dayanılmaz sıkıcılığı içinde sinemaya 9 euro vermek bazen bi çıkış yolu gibi gözükebiliyor.

neyse, önce cuma günü “i am legend” isimli süper popüler filmi izlemeye karar verdik bi arkadaşla beraber. ama cuma günü olması ve burda yaşayan insanların da en az bizim kadar sıkıcı bi hayatları olması nedeniyle heralde, will smith’in başrolde oynadığı bu baş yapıt tıka basa doluydu. sonunda en az onun kadar popüler olan “hitman” isimli güzide filmimize gittik. evet, o da saçma sapan bi filmdi. ama en azından izlerken baygınlık geçirmedik ikimiz de. bilgisayar oyunundan sinemaya dönüştürülen ikinci sınıf bir action filmi sonuçta. cuma akşamı için çok da pişman etmedi bizi, ne diyim.

“i am legend” sucks balls!dün de, cumartesi gecesi, yine saçma tesadüfler sonucu sinemaya gider olduk. ve tabi ki bi önceki gün içimizde kalmış olan “i am legend”a gittik, bu sefer beş kişi olarak. filmin ne hakkında olduğunu falan uzun uzun anlatamıycam, gerek yok. merak ediyosanız şöyle buyrun. özetle dünyayı daha iyi bi yer yapmak isteyen salak insanoğlu herşeyi bok ediyo, kalan zavallı bi tane insancık da en iyi dostu köpek kardeşle yaşıyomuş gibi yapıyo.

film gerçekten feci sıkıcıydı. istatistiki olarak anlatmak gerekirse, yaptığım über-bilimsel çalışma şöyle sonuçlandı: 5 kişiden 3ü filmin çeşitli sahnelerinde uyuduklarını itiraf etti. 1i uyurken horladı bile. yine bu 5 kişiden 1i filmin konusu beğendiğini ama filmden bi filmi olarak hiç keyif almadığını söyledi. bu beş kişinin sonuncusu da filmi sonuna kadar uyumadan izledi ama filmden gerçekten tiksindi. bilim yalan söylemez, %80 filmden tiksindi, %100 beğenmedi. işte sonuçlar ortada! “i am legend kötü, çok kötü bi film!

bu yazının ana fikirleri:

  1. “i am legend” sucks balls! gerçekten kötü, çok kötü. gördüğüm en berbat filmler arasında zorlanmadan ilk 5e girer. o derece.
  2. “hitman” de kötü bi film ama “i am legend” kadar mideme ağrılar saplayıcı berbatlıkta diil.
  3. insanın en iyi dostu köpektir.
  4. sinemaya para vermek çok büyük bi risk, o kadar fazla film var ki, izlediğin filmin kötü bi film çıkma olasılığı çok, çok yüksek. adam gibi evinde izlemek lazım şu mereti.
  5. avrupa iç sıkıcı bi yer.
paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

fazıl say’a gıcık oluyorum

eblekfazıl say’a oldum olası gıcık olmuşumdur zaten. yani süper muhteşem bi sanatçi mı diil mi bilmiyorum, pek de ilgilenmedim açıkçası, ama konuşmasına kendini beğenmesine falan hep gıcık olmuşumdur. (şu yandaki fotoğrafı bile beni gıcık etmeye yeter aslında, o nası bi kasılma ya! alt tarafı piyano çalıyosun olum! çocuk doğururmuşçasına bi surat, nedir ya! haha besteler benim çocuklarım gibi ama dermiş haha) bu son alıp başımı giderim olayından sonra da düşündüm baya acaba beğendiğim bi davranışı olmuş muydu bu adamcağızın diye ama bişiy hatırlıyamadım.

demek ki hakkaten sevmiyorum ben bu adamı. bi de üstüne yok islamcılar basmış ülkeyi yok o azınlığa düşmüş falan devenin nalı akorundan gaz veriyo işte. iyce uyuz oldum. olum sen hayatının her aşamasında azınlıktın zaten. that’s given bi derece. yani herifin hem sanatçı olma ve öyle anılma ihtiyacı var hem de herkesin onun gibi olmasını falan hayal ediyo. adamın sanatçı olup olmadığı konusunu tartışmıycam, olduğunu varsayarak ilerliyorum, ama sanatçılık tanımı gereği farklı olmayı gerektirir zaten. herkes onun gibi olabilseydi zaten onun yaptığı ‘sanat’ın bi anlamı kalmazdı veya adı sanat olmazdı. mesela sıçmak kimseye özel bi olay gibi gelmez çünkü hepimiz sıçıyoruz sonunda.

sanatçı olmak kendine has bi duyarlılığı bi başka dünya görüşünü yanında getirir, getirmelidir en azından. bu yüzden de sanatçının topluma yabancılaşması bence gayet normaldir, ama bu yabancılaşmayı sanatçının anlayamamış olması bi gariptir sanki. bu anlamda ben bu adamın bu ülkede yaşayan insanlardan haberdar olmamasını anlıyorum, hani güneydoğuda görüp sevip okşadığı tipleri istanbul’da görmekten rahatsız olmasını da anlıyorum (ama onaylamıyorum).

bana çok garip gelmiyo kendini bu kadar soyutlamış olması falan. bana garip gelen bu durumun farkına vardıktan sonra ilk düşündüğü şeyin gitmek olması. neden anlamaya çalışmaz mesela bu hırt? demezler mi adama hani santçıydın sen? nerde sanatçı duyarlılığın? işte bence burda da bi ayrım var. sanatçı olmanın türkiye’de bi de aydın etiketi var. biz ondan bu kadar şaştık, ondan bu kadar olay oldu. oysa fazıl say-ya-da-say-ma-kal-ya-da-git aydın falan diil. bence düşünme yetisi de baya kısıtlı bi adam. süper müzik yapıyo olabilir, bilmem, anlamam da, ama düşünemediği ortada. bu durumu avrupada yaşama özlemi olan bi müzisyenin, gidişine daha asil bi çaba uydurması olarak görmek lazım belki de.

bu yazı için aslında çok da önemli diil neden, nasıl, vesaire. önemli olan şudur: ben fazıl say’a gıcık oluyorum arkadaş! ebelek konuşmasını da sevmiyorum, kabız bi adamın sıçarkenki surat ifadesiyle piyano çalmasını da sevmiyorum, çok önemli bi iş yaparcasına abuk subuk demeç vermesini de sevmiyorum, popüler kültüre kendini monte etme çabalarını da sevmiyorum, anlamadığı ve fikir sahibi olmadığı yoluyla kendine çevre yapma çabalarından da ifrit oluyorum. ben fazıl say’a gıcık oluyorum arkadaş!

paylaş vs.
  • email
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace