arşivler toplam 4 sayfadan 2. sayfa gösteriliyor...



god save the queen!

Loading yazarın önerisi: bu yazıyı bu satırın başındakı şarkıyı dinleyerek okuyun. (önce artıya tıklayın, sonrası kendiliğinden gelicek zaten.)

yanlış anlaşılmasın, hayatımın herhangi bi bölümünde anarşist olmadım. sadece önemli bi noktaya işaret etmek isterim. üzerinde güneş batmayan krallık benzetmesi boşuna diildir. tarihte öyle bir zaman olmuştur ki, ve bu zaman çok çok uzun zaman önce de diildir, bu birleşik krallık denen nanenin (aslında çok da emim diilim şu noktada, acaba o zaman adı british empire miydı?) askerinin olmadığı meridyen kalmamıştır dünya üzerinde. şıklığına özendiğimiz, tacına nerdeyse tapınacağımız bu kraliçe, bugün adına orta asya sorunu dediğimiz saçmalığın mimarı krallığın ete ve kemiğe bürünmüş halidir.

tabi ki kraliçeden edelim krallığının yaptıkları yüzünden demiyorum. hele de bu zavallı kadının krallığın gerçekten krallık olduğu zamanlarda portakalda vitamin olduğunu da düşünürsek bu kadını suçlayamayız. ama demem odur ki; dünyanın en kanlı krallıklarından birinin bugünkü başı olan bu kadını herhangi bi ülkenin dışişleri bakanından daha fazla görmememiz gerekir. yani aman da kraliçe gelmiş erdoğan neden smokin giymemiş? ne olmuş yani? bence de sakil bi durum olmuş, kadın kraliçe olduğundan diil, genel olarak davete katılan herkes smokinli olduğundan. yoksa türkiye cumhuriyeti’nin başbakanı neden o kadına kafasında taç var diye herhangi diplomatik misafire gösterdiğinden daha fazla saygı göstermek zorunda olsun?

bence en iyisini trt yapmış. kraliçenin “ben izlemedim hayatta da izlemem” dediği the queen isimli filmi göstermiş. herkes de bi yaygara, aman trt gaf yamış! ne alaka ya! (tabi gerçekten trt’nin o filmi övgü dolu bi film zanetmiş olma ihtimali de var ama bence gayet düşük.) herkes pembe kıyafetli, kokoş şapkalı kadını pamuk prenses ilan ederken ülkenin, demek ki, tek aklı başında televizyonu bayan pamuk’un aslında o kadar da pamuk olmayabileceğini göstermiş. ne kadar ezik, ne kadar zavallı insanlar ki götümün medyacıları, bunu sabah karşımıza “trt’nin büyük gafı” olarak çıkarabiliyolar. yazık…

ha, sex pistols’a gelicek olursak. ne alaka bu şarkı şimdi bu yazıyla denebilir. ama bi noktaya işaret etmek istedim yazının başında da söylediğim gibi. o da şudur: bu kadını, kraliçeyi, kendi ülkesinde bile sevmeyen alaya alan, onunla dalga geçen bi sürü insan varken, yani kendi tebası bile onu sevmeyebiliyoken, neden biz türk halkı olarak kendisine hayran olmak durumundayız? neden bu satılmış/satılığaçıkartılmış/götümün medyası bu kadını aziz gibi göstermektedir?!!!

sözlerimi sex pistols’ın manalı dizeleriyle bitirmek isterim.

Sex Pistols-God Save The Queen Album Cover god save the queen
the fascist regime
they made you a moron
potential h-bomb
god save the queen
she ain’t no human being
there is no future
in england’s dreaming
………
sex pistols 1977

not: bu yazı benim kraliçeye kişisel “hoşgeldin elizabeth bacı-güle güle git!” hediyemdir.

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

muhalefetsizlik parodisi

çok söyliyceğim bişiy yok aslında. bütün söyleyebiliceğim şeyler başkaları tarafından söylendi zaten. ben olmayan hakkında yazmaktansa nasıl olsa da olsa konusundaki fikrimi paylaşmak istiyorum seninle ey değerli okuyucu!

türkiye’de bu tv yarışması olayı çok tutuyo. millet hapur hupur sms gönderiyo hiç tanımadığı insanlar daha çok para kazansın diye. yani kendilerine hiç bi faydası olmadığı halde o zort star zart turka yarışmalarına devamlı sms gönderiyolar. her kanalın bi tane öyle yarışması var sanırsam. kiminde arabesk, kimide pop söyleniyo. kimi zaten ünlü olup da şansız şöhretsiz kalmış zavallıları biraraya topluyo, onlarla bi gariplik yapıyo falan. benim fikrim şudur: türkiye muhalefetini arıyor! ya da sosyal demokrat star mesela. hani burda normal insanlardan lider üretmeye çalışılsın. halk da her hafta sms leriyle bir lider adayını göndersin. hem bu sefer smsleri boşa diil geleceğe atmış olma ihtimalleri de var. gerçi sazlı sözlü yarışmalarda bile kazananlar bi baltaya sap olamadılar. ama belki olay böyle bütün ülkeyi ilgilendiren bişiy olunca hani kazanan hakkaten kazanır, mı acaba?

sonuç itibariyle benim bu dönüşü olmayan bok çukurundan kurtuluş önerim böyle. benim gibi bu öneriden pek umutlu olmayanlar için de aşağıda bir oyunumuz mevcut, ’yi Kurtarma Oyunu-, kendi kuvvetleriyle ’ı ’den uzaklaştırmak isteyenler için. iki aşamalı. birinci aşamasında seçim öncesi konuşmasını yapıyor kurultay salonunda. amaç ona domates fırlatarak yorup; konuşmasını erken bitirtmeye çalışma. konuşması bittikten sonra kurultay salonundan tuvalet molası için ayrılır. bu ikinci aşamayı başlatır. ikini aşamanın amacı ’ı korkutup kurultay salonuna girmesini engellemek. çünkü salona girerse o delegelerin yine ’ı seçiceği kesin. eğer salona girmesi engellenebilirse, liderliği kaybeder ve sonunda kurtulur. hikayemiz böyle, oyunumuz hemen aşağıda….

not: bu oyunun ilk sürümü. eğer bi önerisi varsa kimsenin yorumlara buyursun lütfen.
not2: hemen aşağıdaki ’yi kurtarma oyununun resmi, oyunu oynamak için devamını okuyun. ( biraz zor yükleniyo, o yüzden ana sayfaya koymak istemedim. verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür dilerim.)

CHP'yi Kurtarma Oyunu

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

journalism in today’s turkey: a case study from my ass…

benim kıçım yerine bi aklı başında adam çıkıp karşılaştırmalı bi araştırma yapsa türkiye’deki habercilik anlayışı ve uygulanışı üzerine; restoranlarda bedava yemek yemeyi sananlar için bi wake-up call olur mu acaba? veyahut özel haber yapıyorum diye masaj salonundan çakma genelevleri bulan “araştırmacı gazeteci”ler biraz utanırlar mı? hani hepsi 80 zamanı hapse falan girmiş emektar gazetecilerimiz 20 senedir gazeteci oldukları halde kendilerinin araştırıp, bulup, ortaya çıkardıkları bi tane haber bile hatırlayamıyınca bi morluk çöker mi yüzlerine?

ha bi de önemli bi nokta var kanımca böyle bi çalışma yapılıcaksa gazeteci olarak kimi kale almak gerekir? köşesinden dünyayı yorumlayan dümbüller gazeteci midir mesela? onlar da aynı benim yaptığım gibi haberleri okuyolar bi yerlerden, belki benim gibi gazetenin internet sayfasından diil de anadolu ajansının bülteninden-ne farkeder ki, sonra yazıyolar efenim o konu hakkında ne düşünüyolar vesaire. o da lazım tabi de bi tane adını bildiğimiz muhabir olmaması garip gelmiyo mu kimseye? yani haber arayıp, araştırıp haber yapan bi adam mesela?… (kimse kalkıp da uğur dündar falan demesin, gizli kamerayla milleti avlamak bana pek de araştırmacı gelmiyo) devamlı savaş halinde bi ülke olmamıza rağmen öyle süper meşhur bi savaş muhabirimiz yok mesela. veya, heralde göt korkusundan, yolda kendini hatalı sollayan arabanın plakasını gazetede teşhir etmenin ötesinde büyük çaplı suçları haber yapan bi adam var mı? en büyük yolsuzluklarımız bile aktörlerinin gerizekalılığından teşhir oluyo.

habercilik artık unutulmuş bi meslek heralde türkiye’de. hani el dokumacılığının yavaş yavaş yok olması gibi. o kadar emek sarfetmeden de satacak şeyler üretilebiliyor işte. bok gibi de olsa kimsenin umrunda diil. bu iddiamı bir örnekle açıklamak isterim ey okuyucu: scarlet, hit new tv series. bütün dünyada olduğu gibi bu reklam türkiye’de de bi kaç hafta yayınlandı. tek bi televizyon kanalında diil, bi sürü televizyon kanalında yayınlandı. güya mayı ayında başlıycak bi dizinin reklamıydı bu. bizim gazetelerimiz balıklama atladı. ünlü hollywood yıldızı bilmem kimin oynadığı yeni dizi mayıs ayında türkiye’de gösterime giricek diye. bi tanesinin aklına gelmedi mesela ülkedeki tv kanallarını arayıp ya kardeşim bu reklamı hangi firma verdiriyo, bu dizi hangi kanalda başlıycak, prodüktörü kim, amerika’da hangi network yayınlıyo diye sormadı. ben reklamı daha gördüğüm anda internete girip nedir ne diildir diye baktım. google’da ilk çıkan sayfa reklamın lg(koreli tüketici elektroniği markası)nin yeni ürettiği scarlet serisi lcd televizyonların pazarlama planının bi parçası olduğunu söylüyodu. bu açıklama bi kanalda yayına başlıycak olan dizinin bütün kanallara reklam vermesinden daha mantıklı geldi bana. ama bizim gazetecilerimiz önlerine gelen basın bültenini bi kontrol etme gereği bile duymadan basmışlardı gazetelerine. ben burda hollanda’da bi tane haber görmedim o reklamla ilgili. avrupa’nın başka yerlerinde de çok etkili olduğunu sanmıyorum. neden acaba? hmmmm….. düşün bakalım!

sonuç olarak dünya medyanın yasama, yürütme ve dan sonra dördüncü güç olduğunu falan savunurken, biz hala iki-üç medya patronun mürekkep yoluyla sidik yarıştırmasını izleyoruz. demem o ki biz daha iyisine layığız. tek sorun: çoğumuz bunun farkında diil, farkında olanlar da couldn’t care less…

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

biber gazım geldi, başbakan nerde?…

İşçiyine karşılıklı sidik yarışmaları sonucu götüm gibi bir 1 Mayıs’ı “atlatmış” bulunuyoruz. Hani kim haklı kim haksız olayına çok derinlemesine bi dalış yapasım yok ama bence tabi ki bu ülkeyi yönetiyo olması gereken adam olarak başbakan ve onun yedi cüceleri sorumludurlar.

kimse çıkıp da provakasyon falan demesin. tamam kışkırtmalar olmuştur, evet sendikaların taksim ısrarı bi nevi sidik yarışıdır. ama bence bu kadar külhan beyi bi adam karşısında da sidik yarışına girişmemek baya “balls” ister. adam kalksın sana cart curt hakaret etsin. unutsun geldiği yeri sana “ayaklar” desin, bunun üstüne de seni halka şikayet etsin “sağduyulu diiller bu sendikacılar” diye. ne bekleniyo ki bu adamlardan, bütün bunların üzerine “ya evet bizi eşeğin götüne soktun sayın başbakanımız ama isteğiniz bizim için emirdir” demeliydiler yani? başbakanın ve cücelerinin görevi bu durumu önceden analiz edip strateji belirlemekti. ha onu yapamadın baktın olay kontrolden cıkıyo, yine de insanları sabahın köründe daha meydana bile ayak basmamışken gazlamanın, dövmenin alemi ne?

Ayakların Baş Olduğu Bir Dünyaha denebilir ki, başbakan mı gitti bi elinde cop bi elinde gaz bombasıyla taksime de milleti benzetti? hayır, tabi ki ama imam osurunca cemaat de sıçar tabi ki. başbakanından valisine, emniyet müdürüne kadar herkes sidik yarışını azimle sürdürünce napsın memleketim polisi, sidik yarışında tabi ki işvereni olan devleti seçmek durumunda kalıyo. tamam, onlar da sorunlu insanlar. normal bi insan yere düşmüş, kafasını korumaya çalışan bi genç kıza tekme atmaz kanımca.

peki bugün noldu şimdi? kim kazandı? veya kazananı var mı dünün? copla akraba olan işçi mi kazandı? sendika mı kazandı? hükümet puan mı topladı? taksimde eylem yapılacağına taksim ve çevresinde iç savaş yaşandı (bunu abartma olsun dıye yazmıyorum, dün akşam hollanda haberlerinde “istanbul’da iç savaş” benzeri bi başlıkla duyuruldu 1 mayıs olayları).

millet ekonomisini ayağa kaldırmak için başka ülkelere savaş açıyo, bizim içinde bulunduğumuz “düşük yoğunluklu savaş” yetmiyo, bi de meydanlarda savaşıyoruz kendi kendimize…

keşke aysun’la beyin transferi yapabilseydim şu anda. eminim çok daha mutlu bi insan olurdum….

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

yine bi mektup…

geçenlerde zavallı bi adamdan bi mektup yayınlamıştım, ona karşılık yazdığım yazıyı çok beğenmiş olucak, bana yeni bi e-mail göndermiş. yapıcak hiçbi işi olmadığından olsa gerek (bi de bence kafası kesin dumanlı), boş boş şeyler düşünüp bunun kendince bi anlam ifade ettiğine falan inanıyo. benim tavsiyem daha az , daha çok meşgale.. merak edenler için e-mail aşağıda…

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

aysun kayacı, muhahahaha!

aysun kayacibak bu yine çok komik bi olay. memleketin en düşük IQ’lu mankenlerinden aysun kayacı memleketin her tarafında yaşayan insanların kendi oyu kadar değerli olmasına inanamadığını açıklamış. heni süper çoşkun bekir misali “göbeğini kaşıyan fodulla benim gibi gerzek bi manken/sunucu/oyuncu/şarkıcı(lık yapmış mıydı ya?) nın oyu nası aynı ağırlıkta olur?” diyerekten veryansın etmiş.

bu sorunun saçmalığını ve bunu düşünen yaratığın süper dar görüşünü bi kenara bırakıyorum (merak edenler gazete falan okusunlar bi sürü köşe yazarı yazmış zaten neden saçma olduğunu vs.), işin ironik ve götümle güldüren tarafına geçiyorum. bu önerdiği sistem yürürlükte olsa aysun’un oyunun hiç sayılmaması falan gerekir. hani entellektüel seviye, IQ falan gibi kriterlere dayanarak karar verilicekse kimin oyunun daha ağır olduğuna, kayacının oyu bi boka yaramaz kanımca. ne anlattığım daha rahat anlaşılsın diye örneklendiriyim konuyu: mesela aysun kayacı’nın oyu (oyu olacaksa bu sistemde-ki bence olmaz) naneci ajdar’la aynı değerde, veyahut erol büyükburç’tan bi gıdım hafif gibi olabilir.

hayır anlamadığım kendindeki hangi özellik kendini diğer insanlardan daha değerli görmesine yol açıyor? 3 yaşındayken annesi IQ testi yaptırmış da IQ su 5 yaşında mı çıkmış acaba? o günden beri kendini süper zeki sanıyomuş, ondanmış tantana. olabilir bence, mantıksız diil.

üzülüyorum bi yandan, bi insanın bu kadar aymaz olabilmesine, önünde kamera var diye kendini düşünce odağı falan gibi hissetmesine. bi yandan da daha da karamsarlaşıyorum; fikri önderlerlik sıfatı aysun seviyesine kadar düştüğü için. bi yandan da ediyorum ondan(ve hatta kendimi tutmasan o ve onun gibilerden ve onun temsil ettiği herşeyden, ama kendimi tutuyorum.); muhteşem güzel bi kadın olmasına rağmen aptal olduğunu ulusal televizyonda kanıtlıyarak kendinde sevilicek bi taraf bırakmadığı için.

p.s. boris vian’ın “ve bütün çirkinler öldürülecek” diye bi kitabını okumuştum uzun zaman önce. kitaba başlamadan bu kitabın ismi “ve bütün gerzekler öldürülecek” olsa “acaba ben mi yazdım?” diye düşünürdüm dediydim kendi kendime. aklıma geldi yeniden şu noktada, tarihe not düşiyim istedim.

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace

bu saçmalık ne zaman biticek?

daha ne kadar 1960 model savcılarımıza tahammül etmek zorundayız? bu adamlar kendilerini benden senden daha üstün görüyolar ya! egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! sıçarım mahkemesine de, yargıçına da ya! nasıl ki ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak yasama hakkımı oy vererek meclise vermişim, yürütme hakkımı da hükümete, bu mahkemeler de aslında benim lama hakkımı kullanıyolar! ama sistem o kadar götüm gibi ki adamlar kimseye karşı sorumlu değiller! kral gibiler bi nevi! yani onların yaptığını beğenmediğimiz için işinden alıcak seçilerek başa gelmiş kimse yok! bi nevi jüristokrasi gibi bişiy (böle bi kelime var mı bilmiyorum, götümden uydurdum, aynı savcıların parti kapatmak için götlerinden iddianame uydurması gibi).

yani bi savcı bütün millet kaldırımların kırmızı olmasını istese bile kaldırımların kırmızı olmasına karşı mutlaka bi yasa maddesi bulup dava açabilir. aynı derecede 1960 beyinli bi yargıç da yasaları götünden yorumlayıp kaldırımların kırmızı olmasını yasaklayabilir bu jüristokrasilerde mesela. (acaba bu son kıvırma hamlesiyle birilerine hakaretten kurtulmuş oluyo muyum? aslında farketmez. ben başörtüsünün serbest olmasını destekliyorum zaten, bu durum bi partinin kapatılması için bile yeterliyse beni hapse atmak için de yeterlidir zaten hahaha-deliriyo muyum?-)

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…

paylaş vs.
  • E-mail this story to a friend!
  • Facebook
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • TwitThis
  • MySpace