bu adamı, buray-şuray oray eğin’i, ilk gördüğüm günden beri sevmem. (bu arada baktım tdk’dan oray diye isim olurmuş; şehirli demekmiş! cuk oturmuş ismi o zaman sanki. bu adam zaten kıçını yırtıyo en şehirli benim diye, demek ki hakkaten insanın ismi yaşamını belirliyo bi derece…) benim sevmediğim insan tiplerinden. bazen, nadiren de olsa doğruları söylese bile tarzı yüzünden onaylayamıyorum işte. ilk kez bi televizyon makinasında gördüydüm adamı. uzun bi süre neden konuşamadığını anlamaya çalıştıydım. hatta türkiye’de yaşayan bi insanın bu kadar bozuk bi türkçesi olamıycağını düşünüp kesin amerika’dan yeni gelmiştir falan dediydim kendi kendime. öyle diilmiş, sadece özentiymiş abimiz, sonradan öğrendim. önemli de diil gerçi, başta da dediğim gibi hiçbişiy söylemeden sadece dursa bile mesela kıl kapabiliceğim bi tip. o akşam gazetesindeki köşeci pozu nedir öyle ya mesela? (zümrüt’te çektirdiğimiz mezuniyet fotoları gibi, insanın bi daha görmek istemiyceği tipte bi foto adamın yıllardır köşe fotosu.)
hah, bu uzun girizgah şundan, bu adama yeni kıl olmadım, yıllardır kılım ama herkesin aşağı yukarı benim gibi düşündüğünü varsaydığımdan bu konuda üzerine klavye oynatmak anlamsız geldiydi. dün bi yazısını okudum pek mühim yazarımızın. pınar kür dünkü kurban. kadın sigara yasağını eleştirmiş. kadın aynı benim de geçenlerde savunduğum gibi, sadece avrupa’da yapılıyor diye; hiç tartışılmadan bu yasağı uygulamaya koymanın yanlış olabiliceğini söylemiş. oray kardeş hemen etiketi yapıştırmış: “gerici”! ilkokul çocukları gibi ya! ne kadar kolay yapıştırmış etiketi, gerici!
“ne alakası var şimdi kadının söylediğiyle gericilik arasında hırt!” derler adama… kadın basitçe ülkeyi tümden etkiliycek bu yasağı tartışmak istemiş. aman allahım! ne kadar büyük bi gericilik ya! ama zaten bu adamda bi etiketlendirme hastalığı var: muhammed deyince tarikatçı, devlet bankasından kredi alınca iktidar kuklası olunuyo mesela oray’a göre.
family guy’da neil goldman diye bi tip var. ben oray’ı onun 200 kilo almış haline benzetiyorum. böyle sapık hırsları olan, lise de über-looser olduğu için herkesin dalga geçtiği, sonra da “ahanda ben yazar oldum, şimdi herkesi ezme sırası bende” triplerine girmiş, zavallı, kayıp bi genç adam. (neil diil, oğrağğy. oray neil’in 10 sene sonraki hali olabilir.)
bu ülkede işini iyi yapamamak ödüllendiriliyo. hatta işini bilerek ve isteyerek kalitesiz ve kötü yapıyosan bi anda yükseliyosun falan. bekir çoşkun, ismet berkan, hıncal uluç, ertuğrul özkök gibi aynen… bu oğrağğy eğik de aynen böyle işte.
erol büyükburç’la kapışmıştı tv’de geçen sene sanırsam. orda, vasat olan herşeye karşıyım mealinde bişiyler söylemişti. sözünün eri olup kendini gözlerimizin önünden kaldırmasını beklemek çok mu fazla olur acaba?…
(…flaş…flaş…bu etiketlendirme hastalığı üzerine bişiyler daha yazasım var, az sonra…flaş…flaş…)
god save the queen
bak bu yine çok komik bi olay. memleketin en düşük IQ’lu mankenlerinden aysun kayacı memleketin her tarafında yaşayan insanların kendi oyu kadar değerli olmasına inanamadığını açıklamış. heni süper çoşkun bekir misali “göbeğini kaşıyan fodulla benim gibi
biraz önce çok da samimi olmadığım bi arkadaştan bi e-mail aldım. uzakta bi yerde master yapıyo o da benim gibi. hem ilginç hem de acınası bi yazı. en önemlisi de kendine verilmiş imkanlardan mutlu olamıyo olması. ben böyle insanlardan hiç haz etmedim şu kısa hayatım boyunca. hani herşey altın tepside önlerine gelmiş ama bi türlü mutlu olamayan insanlar, hani pespembe bi resimde bile sinir bozucu siyah bi nokta bulabilen insanlar. hah işte o insanlardan tiksiniyorum. ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın diye o adamın yazısını da ismini vermeden yapıştırıyorum. (arkadaş heralde türkçe klavyesi olmadığından türkçe karakter kullanmadan yazmış e-mailini. bütün türkçe karakterleri bulup düzeltmekle uğraşamıycağım için bana geldiği gibi yer alıyo e-mail. okuması zor oluyosa okumayın kardeşim.)