karanlıkta kalk, gözler kapalı dusa gir, bi sigara, bi kola..
5 dakka eciş erdoganla bücüş kilicdarogluna bak ntvde, bilgisayarları bi kere daha kontrol et, taksi çağır, camları kapat, kapıyı kilitle..
Taksiye bin, ichatlar de, git, git, git, güvenlik kontrolü number one’dan geç, bagajsiz yolcu kontuarindan, online checkin kontuarina göre jet hızıyla geç, güvenlik kontrolü number two’dan geç..
Kapını bul, önünde otur salak gibi, müzik dinle, kitap okurmuş gibi yap göz kapaklarının arasındaki 3mm’den goruyomussun gibi, bed sesli kadınların berbat turkceleri ve bozuk vurgulariyla yaptıkları anonsları dinle, dinle, dinle, dinle..
Kendileri için yapılan son çağrıya gitmeyenleri anlamaya çalış, sinir ol, hatta dövesin gelsin o sorumsuz geri zekalıları, sen bit ama anonslar bitmesin, tek eğlencen boarding saatine 40 dakka olmasına rağmen sıraya girip birbirlerini ittirmeye başlayan debiller olsun..
Neyse ki yeşil havaalanı kurulusundasin(?@$#£¥!!!!!€), anlam arama.
'KÇK' kategorisi arşivi
geçen okan bayülgenin en son icadını seyrederken dalmışım sabah karşı. uyandığımda bi kaç dümbül şair bozuntusu şiir okuyolardı (sabah 4.30 civarı). böyle
götümden sıçtım
saçların ışıldadı,
gözlerini gördüm asmaların altında
ah ne güzel gözlerdi onlar
sanki uzak diyarlardan birini arar
sanki hiç yenmemiş bi elma kadar taze
sanki pamuk toplayan bi kızın elleri kadar sert
kıvamında şeyler. abicim ben anlamıyorum. şimdi bi kere aşk meşk benzetme yapıcam diye kasışlar falan bana çok ters geliyo ya. bi de üstüne ne olduklarını bilmedikleri şeyleri kullanıyolar benzetmelerinde ya, ifrit oluyorum. olum sen hayatın boyunca elledin mi pamuk toplayan bi kızın ellerini lan? nerden biliyon sert olduğunu? ya da okuyucun böyle bi benzetmeyi okuyunca “aaaa, tamam bildim, işte o bizim pamuk toplayan kızın elleri gibi” falan mı diycek sanıyosun? nedir yani?
şiir ya illa benzetme yapıcaklar. lan yapın da 21. yüzyılda yazıyosunuz. hani bugünkü benzetmeler sanki daha “hepsi büyük harfle yazılmış bi mesaj kadar sert” kıvamında olmalı gibi geliyo bana. bilmem tabi. belki benim kişisel salaklığımdır ama bana çok yapmacık, kasış, salak, göt gibi geliyolar açıkçası.nedir yani tarladan bahsedince über-duygusal oluyolar da klavye diyince soğuk mu oluyolar? tarlada çalışmayan, doğayı sevmeyen insan insan diil mi? bilmiyorum kardeşim ben asma ağacı nası bi ağaç! niye görmediğim şeyleri hayal etmek zorunda bırakıyosunuz beni? neyse..
yani ben şiir yazmam, okumaya da özel bi aşkım yok, bunu da belirtiyim “full disclosure” prensibi gereği (yalan tabi, öle bi prensibim yok, kimseye bi bok açıklama zorunluğu hissetmiyorum da, burda iyi oldu yani), ama yine de ahkam kesebilirim gibi geldi bu konuda da “neden olmasın” prensibi gereği.
sonuç: şiir yazmayın kardeşim şair olucam illa diye. kıçınızdan da abuk kubuk benzetmelere falan girmeyin.
doğru mudur bilmiyorum, türkiye’de olmadığım için ancak gazetelerin dediklerine inanıyorum. gecen gün okudum ki leman bu haftaki kapağında babacan’ı eleştirmiş. babacan ülkedeki müslümanların, çoğunluk olmalarına rağmen dinlerini yaşamada sıkıntı çektiğini söylediği için herkes yükleniyo ona ya, işte leman da ordan ulusalcı-laikçi damardan gaz veriyo.
ülkenin eleştirel olması gereken, ne biliyim solcu ve özgürlükçü takılan tayfası bile türbanlı insanlara yapılan ayrımcılığı görmeyi reddediyo. bu kadar mı boş olabilir bi insanın fikirsel hazinesi ya! hani çok bişiy yapman gerekmiyo, etrafa şöyle bi baksan yeter. sanıyolar ki ülkede cami olması, devletin imamların maaşını falan ödemesi milletin dinini yaşabildiği anlamına geliyo. gözleri önünde yaşanan 21. yüzyılın yüzkarası ayrımcılığı göremiyolar!
seçici liberallik diye bişiy olmaz kardeşim! seçici özgürlükçülük de yoktur, seçici demokrat olmanın aksine. dini beğenmeyebilirsin. allah’a inanmayabilirsin. ama sırf senin gibi düşünmüyo diye başkalarını ezemezsin! bu nası bi kandırmaca ya! güyya herkes islamcıların gelip kendi yaşam tarzlarını yok ediceğine inanıyo. aynı köleleri özgürleştirirsek nolur diyen tipler gibi. çünkü biliyolar ki bu laikçi yuvarlak tulumbalar kendileri ilk yıllardan beri o “irticacı”ları ezegelmişlerdir. ve şimdi korkmaktadırlar çünkü beyinleri bi insanın başkalarına dokunmadan kendi istediği gibi yaşayabileceğini anlayamıyo. onlara göre hep bi düşünce egemen olmalı ve diğer herkes o egemen düşünceye tapınmalı. öyle öğrenmişler işte. yazık…
yine karşılıklı sidik yarışmaları sonucu götüm gibi bir 1 Mayıs’ı “atlatmış” bulunuyoruz. Hani kim haklı kim haksız olayına çok derinlemesine bi dalış yapasım yok ama bence tabi ki bu ülkeyi yönetiyo olması gereken adam olarak başbakan ve onun yedi cüceleri sorumludurlar.
kimse çıkıp da provakasyon falan demesin. tamam kışkırtmalar olmuştur, evet sendikaların taksim ısrarı bi nevi sidik yarışıdır. ama bence bu kadar külhan beyi bi adam karşısında da sidik yarışına girişmemek baya “balls” ister. adam kalksın sana cart curt hakaret etsin. unutsun geldiği yeri sana “ayaklar” desin, bunun üstüne de seni halka şikayet etsin “sağduyulu diiller bu sendikacılar” diye. ne bekleniyo ki bu adamlardan, bütün bunların üzerine “ya evet bizi eşeğin götüne soktun sayın başbakanımız ama isteğiniz bizim için emirdir” demeliydiler yani? başbakanın ve cücelerinin görevi bu durumu önceden analiz edip strateji belirlemekti. ha onu yapamadın baktın olay kontrolden cıkıyo, yine de insanları sabahın köründe daha meydana bile ayak basmamışken gazlamanın, dövmenin alemi ne?
ha denebilir ki, başbakan mı gitti bi elinde cop bi elinde gaz bombasıyla taksime de milleti benzetti? hayır, tabi ki ama imam osurunca cemaat de sıçar tabi ki. başbakanından valisine, emniyet müdürüne kadar herkes sidik yarışını azimle sürdürünce napsın memleketim polisi, sidik yarışında tabi ki işvereni olan devleti seçmek durumunda kalıyo. tamam, onlar da sorunlu insanlar. normal bi insan yere düşmüş, kafasını korumaya çalışan bi genç kıza tekme atmaz kanımca.
peki bugün noldu şimdi? kim kazandı? veya kazananı var mı dünün? copla akraba olan işçi mi kazandı? sendika mı kazandı? hükümet puan mı topladı? taksimde eylem yapılacağına taksim ve çevresinde iç savaş yaşandı (bunu abartma olsun dıye yazmıyorum, dün akşam hollanda haberlerinde “istanbul’da iç savaş” benzeri bi başlıkla duyuruldu 1 mayıs olayları).
millet ekonomisini ayağa kaldırmak için başka ülkelere savaş açıyo, bizim içinde bulunduğumuz “düşük yoğunluklu savaş” yetmiyo, bi de meydanlarda savaşıyoruz kendi kendimize…
keşke aysun’la beyin transferi yapabilseydim şu anda. eminim çok daha mutlu bi insan olurdum….
geçenlerde zavallı bi adamdan bi mektup yayınlamıştım, ona karşılık yazdığım yazıyı çok beğenmiş olucak, bana yeni bi e-mail göndermiş. yapıcak hiçbi işi olmadığından olsa gerek (bi de bence kafası kesin dumanlı), boş boş şeyler düşünüp bunun kendince bi anlam ifade ettiğine falan inanıyo. benim tavsiyem daha az duman, daha çok meşgale.. merak edenler için e-mail aşağıda…
daha ne kadar 1960 model savcılarımıza tahammül etmek zorundayız? bu adamlar kendilerini benden senden daha üstün görüyolar ya! egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! sıçarım mahkemesine de, yargıçına da ya! nasıl ki ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak yasama hakkımı oy vererek meclise vermişim, yürütme hakkımı da hükümete, bu mahkemeler de aslında benim yargılama hakkımı kullanıyolar! ama sistem o kadar götüm gibi ki adamlar kimseye karşı sorumlu değiller! kral gibiler bi nevi! yani onların yaptığını beğenmediğimiz için işinden alıcak seçilerek başa gelmiş kimse yok! bi nevi jüristokrasi gibi bişiy (böle bi kelime var mı bilmiyorum, götümden uydurdum, aynı savcıların parti kapatmak için götlerinden iddianame uydurması gibi).
yani bi savcı bütün millet kaldırımların kırmızı olmasını istese bile kaldırımların kırmızı olmasına karşı mutlaka bi yasa maddesi bulup dava açabilir. aynı derecede 1960 beyinli bi yargıç da yasaları götünden yorumlayıp kaldırımların kırmızı olmasını yasaklayabilir bu jüristokrasilerde mesela. (acaba bu son kıvırma hamlesiyle birilerine hakaretten kurtulmuş oluyo muyum? aslında farketmez. ben başörtüsünün serbest olmasını destekliyorum zaten, bu durum bi partinin kapatılması için bile yeterliyse beni hapse atmak için de yeterlidir zaten hahaha-deliriyo muyum?-)