kerem arşivleri

ilk çarşı

bugün ilk çarşı günüm.  askeriye denen bu mantıksız düzenin içindeki yerimi aldım gidiyorum. dışardan süper işleyen bi makinenin kimsenin takmadığı dişlilerinden biriyim. bi aylık acemilik bitti. dünyadan tamamen tecrit edilmiş, tek iletişimin telefon olduğu ilginç deneysel bi ay geçirdim. çok şeyler var yazıcağım ama galiba önce bi kafamı toplamam lazım, o da olmadı böle çarşı günü alelacele. bu bi ilk meraba olsun, sonraya saklıyım fantastik şeyleri.

büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim :P

39uncu Mknz. P. Tug. K.Lığı

ısparta-

iskenderun yolcusu kalmasın

39uncu mekanize piyade tugayı komutanlığı -’a çıktı askerliğim. er olarak yapcam. bi aksilik olmazsa mayıs başı döncem. öperim gözlerinizden.

şiir ne sikim bişiydir?

geçen okan bayülgenin en son icadını seyrederken dalmışım sabah karşı. uyandığımda bi kaç dümbül şair bozuntusu şiir okuyolardı (sabah 4.30 civarı). böyle

götümden sıçtım
saçların ışıldadı,

gözlerini gördüm asmaların altında
ah ne güzel gözlerdi onlar
sanki uzak diyarlardan birini arar
sanki hiç yenmemiş bi elma kadar taze
sanki pamuk toplayan bi kızın elleri kadar sert

kıvamında şeyler. abicim ben anlamıyorum. şimdi bi kere aşk meşk benzetme yapıcam diye kasışlar falan bana çok ters geliyo ya. bi de üstüne ne olduklarını bilmedikleri şeyleri kullanıyolar benzetmelerinde ya, ifrit oluyorum. olum sen hayatın boyunca elledin mi pamuk toplayan bi kızın ellerini lan? nerden biliyon sert olduğunu? ya da okuyucun böyle bi benzetmeyi okuyunca “aaaa, tamam bildim, işte o bizim pamuk toplayan kızın elleri gibi” falan mı diycek sanıyosun? nedir yani?

şiir ya illa benzetme yapıcaklar. lan yapın da 21. yüzyılda yazıyosunuz. hani bugünkü benzetmeler sanki daha “hepsi büyük harfle yazılmış bi mesaj kadar sert” kıvamında olmalı gibi geliyo bana. bilmem tabi. belki benim kişisel salaklığımdır ama bana çok yapmacık, kasış, salak, göt gibi geliyolar açıkçası.nedir yani tarladan bahsedince über-duygusal oluyolar da klavye diyince soğuk mu oluyolar? tarlada çalışmayan, doğayı sevmeyen insan insan diil mi? bilmiyorum kardeşim ben asma ağacı nası bi ağaç! niye görmediğim şeyleri hayal etmek zorunda bırakıyosunuz beni? neyse..

yani ben şiir yazmam, okumaya da özel bi aşkım yok, bunu da belirtiyim “full disclosure” prensibi gereği (yalan tabi, öle bi prensibim yok, kimseye bi açıklama zorunluğu hissetmiyorum da, burda iyi oldu yani), ama yine de ahkam kesebilirim gibi geldi bu konuda da “neden olmasın” prensibi gereği.

sonuç: şiir yazmayın kardeşim şair olucam illa diye. kıçınızdan da abuk kubuk benzetmelere falan girmeyin.

askere gidiyorum

çok da açıklamaya gerek yok sanırsam. iki hafta sonra, bayramdan sonra yani, askere gidiyorum. uzun bi zamandır da bişiyler yazmadım gerçi ama bu iki haftada açığımı kapatmaya çalışıcam. bi de yapabilirsem askerden de bişiyler yazmaya çalışıcam. yani “bizi izleyin anacım”.

darbeye karşı ses çıkar!

darbeye karsi ses cikar!

yuh be!

doğru mudur bilmiyorum, türkiye’de olmadığım için ancak gazetelerin dediklerine inanıyorum. gecen gün okudum ki bu haftaki kapağında babacan’ı eleştirmiş. babacan ülkedeki müslümanların, çoğunluk olmalarına rağmen dinlerini yaşamada sıkıntı çektiğini söylediği için  herkes yükleniyo ona ya, işte da ordan ulusalcı-laikçi damardan gaz veriyo.

ülkenin eleştirel olması gereken, ne biliyim solcu ve özgürlükçü takılan tayfası bile türbanlı insanlara yapılan ayrımcılığı görmeyi reddediyo. bu kadar mı boş olabilir bi insanın fikirsel hazinesi ya! hani çok bişiy yapman gerekmiyo, etrafa şöyle bi baksan yeter. sanıyolar ki ülkede cami olması, devletin imamların maaşını falan ödemesi milletin dinini yaşabildiği anlamına geliyo. gözleri önünde yaşanan 21. yüzyılın yüzkarası ayrımcılığı göremiyolar!

seçici liberallik diye bişiy olmaz kardeşim! seçici özgürlükçülük de yoktur, seçici demokrat olmanın aksine. dini beğenmeyebilirsin. allah’a inanmayabilirsin. ama sırf senin gibi düşünmüyo diye başkalarını ezemezsin! bu nası bi kandırmaca ya! güyya herkes islamcıların gelip kendi yaşam tarzlarını yok ediceğine inanıyo. aynı köleleri özgürleştirirsek nolur diyen tipler gibi. çünkü biliyolar ki bu laikçi yuvarlak tulumbalar kendileri ilk yıllardan beri o “irticacı”ları ezegelmişlerdir. ve şimdi korkmaktadırlar çünkü beyinleri bi insanın başkalarına dokunmadan kendi istediği gibi yaşayabileceğini anlayamıyo. onlara göre hep bi düşünce egemen olmalı ve diğer herkes o egemen düşünceye tapınmalı. öyle öğrenmişler işte. yazık…