March, 2008 arşivleri

aysun kayacı, muhahahaha!

aysun kayacibak bu yine çok komik bi olay. memleketin en düşük IQ’lu mankenlerinden aysun kayacı memleketin her tarafında yaşayan insanların kendi oyu kadar değerli olmasına inanamadığını açıklamış. heni süper çoşkun bekir misali “göbeğini kaşıyan fodulla benim gibi gerzek bi manken/sunucu/oyuncu/şarkıcı(lık yapmış mıydı ya?) nın oyu nası aynı ağırlıkta olur?” diyerekten veryansın etmiş.

bu sorunun saçmalığını ve bunu düşünen yaratığın süper dar görüşünü bi kenara bırakıyorum (merak edenler gazete falan okusunlar bi sürü köşe yazarı yazmış zaten neden saçma olduğunu vs.), işin ironik ve götümle güldüren tarafına geçiyorum. bu önerdiği sistem yürürlükte olsa aysun’un oyunun hiç sayılmaması falan gerekir. hani entellektüel seviye, IQ falan gibi kriterlere dayanarak karar verilicekse kimin oyunun daha ağır olduğuna, kayacının oyu bi boka yaramaz kanımca. ne anlattığım daha rahat anlaşılsın diye örneklendiriyim konuyu: mesela aysun kayacı’nın oyu (oyu olacaksa bu sistemde-ki bence olmaz) naneci ajdar’la aynı değerde, veyahut erol büyükburç’tan bi gıdım hafif gibi olabilir.

hayır anlamadığım kendindeki hangi özellik kendini diğer insanlardan daha değerli görmesine yol açıyor? 3 yaşındayken annesi IQ testi yaptırmış da IQ su 5 yaşında mı çıkmış acaba? o günden beri kendini süper zeki sanıyomuş, ondanmış tantana. olabilir bence, mantıksız diil.

üzülüyorum bi yandan, bi insanın bu kadar aymaz olabilmesine, önünde kamera var diye kendini düşünce odağı falan gibi hissetmesine. bi yandan da daha da karamsarlaşıyorum; fikri önderlerlik sıfatı aysun seviyesine kadar düştüğü için. bi yandan da ediyorum ondan(ve hatta kendimi tutmasan o ve onun gibilerden ve onun temsil ettiği herşeyden, ama kendimi tutuyorum.); muhteşem güzel bi kadın olmasına rağmen aptal olduğunu ulusal televizyonda kanıtlıyarak kendinde sevilicek bi taraf bırakmadığı için.

p.s. boris vian’ın “ve bütün çirkinler öldürülecek” diye bi kitabını okumuştum uzun zaman önce. kitaba başlamadan bu kitabın ismi “ve bütün gerzekler öldürülecek” olsa “acaba ben mi yazdım?” diye düşünürdüm dediydim kendi kendime. aklıma geldi yeniden şu noktada, tarihe not düşiyim istedim.

bu saçmalık ne zaman biticek?

daha ne kadar 1960 model savcılarımıza tahammül etmek zorundayız? bu adamlar kendilerini benden senden daha üstün görüyolar ya! egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! sıçarım mahkemesine de, yargıçına da ya! nasıl ki ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak yasama hakkımı oy vererek meclise vermişim, yürütme hakkımı da hükümete, bu mahkemeler de aslında benim lama hakkımı kullanıyolar! ama sistem o kadar götüm gibi ki adamlar kimseye karşı sorumlu değiller! kral gibiler bi nevi! yani onların yaptığını beğenmediğimiz için işinden alıcak seçilerek başa gelmiş kimse yok! bi nevi jüristokrasi gibi bişiy (böle bi kelime var mı bilmiyorum, götümden uydurdum, aynı savcıların parti kapatmak için götlerinden iddianame uydurması gibi).

yani bi savcı bütün millet kaldırımların kırmızı olmasını istese bile kaldırımların kırmızı olmasına karşı mutlaka bi yasa maddesi bulup dava açabilir. aynı derecede 1960 beyinli bi yargıç da yasaları götünden yorumlayıp kaldırımların kırmızı olmasını yasaklayabilir bu jüristokrasilerde mesela. (acaba bu son kıvırma hamlesiyle birilerine hakaretten kurtulmuş oluyo muyum? aslında farketmez. ben başörtüsünün serbest olmasını destekliyorum zaten, bu durum bi partinin kapatılması için bile yeterliyse beni hapse atmak için de yeterlidir zaten hahaha-deliriyo muyum?-)

buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…