February, 2008 arşivleri

yuh hepinize!

evet bugünleri de gördük sonunda. bi tarafta ülkemizin düşünce gücünü üreten ve şekillendiren veya üretmesi ve şekillendirmesi gereken profesörlerimiz hitler’i aratmıycak bi faşistlikle türbanlı insanlardan ne kadar nefret ettiklerini ve onları ne kadar görmek istemediklerini açıklıyo, diğer tarafta anayasaya baş bağlama şekilleri giriyo. bu mudur bizim medeniyet anlayışımız? bu mudur ab üyesi olmak isteyen türkiye’nin resmi? ben utanıyorum yine ve yeniden türkiyeli olmaktan. ve ben en kötüsü umudumu kaybediyorum bu ülkenin geleceğine dair.

ben mesela tam tersini daha normal karşılardım. politikacılar statükoyu devam ettirmek için çabalasalar ve akademisyenler ve hukukçular da yapılan insanlık suçuna dikkat çekmeye çalışsalar bugünden mutsuz olsam dahi geleceğe dair inancımı yitirmezdim. bu kadar mı körüz hepimiz? bu kadar mı nefret ve ayrımcılık bürümüş ülkemin aydınlık gözünü?

nasıl olur da hayatlarını bilime adamış olması gereken insanlar gözleri önünde işlenen orta çağdan kalma insanlık suçunu görmezler ve hatta savunurlar? bunlara alkış tutan gazeteciler ve başka gereksiz insanları saymıyorum bile. çok sinirliyim. akademisyenler yetmezmiş gibi hukukçular da aynı telden çalıyo. çok üzülüyorum. benim gibi olmayan bana tehdittir fikri nası olup da günümüzün tek geçerli hipotezi olmayı başardı bugün bilmiyorum, anlamıyorum. bu insanların aklı başında olan arkadaşları yok mu acaba? kimse neden onlara aklınızı peynir ekmekle mi yediniz birader demiyo? ve neden açık açık ayrımcılık yapan bu adamlar benim ülkemde hala prestijle hayatlarına devam ediyolar? neden adalet kör ve sağır diil bu ülkede ve neden hep taraf tutuyo? azıcık empati yapılsa…

neyseki azıcık da olsa, 1000 küsür, akademisyen yapılan yanlışın altını çizmek için bi bilidiri yayınladılar. gazetelerin çoğunda es geçildi bildiri. sabah gazetesinde önemli bi haber olarak verildi ama o gazetenin de artık bi inandırıcılığı kalmadı. neden herkes doğruları söylemekten bu kadar korkuyo? biraz etrafınıza bakının; bugünlerde ülkemizin hangi tarafında baskıcı rejimler var? ve bu baskıcı rejimlerin hangisi rejimini korumayı başarmış barış içinde? ve içinde bi tane var mı özendiğiniz, “gibi olmak” istediğiniz? BENİM YOK!

pazartesi günü hollanda’daki 3. yıllık oturma iznimi almak için buranın göçmen işleriyle ilgilenen adalet bakanlığına bağlı IND isimli yerine gittim. sıramı beklerken bi sürü çalışan geçti önümden. aralarında başörtülü kadınlar, türbanlı bir hint erkeği, pembe saçlı ve burnunda küpe olan bir genç kız vardı önümden geçenlerin. adalet bakanlığına bağlı bu yerde gayet de rahat çalışıyolardı. kimse de ulan bizim devletimiz yıkılıyo diye düşünmüyüdu heralde. aaah! işte “ama türkiye’nin özel koşulları?” sikicem bu türkiye’nin özel koşullarını, tarihsel yapısını! hepsi statükoyu korumak için uydurulmuş yalanlar! hem medeni yani modern olmaya çalışıp hem de insanların kendini ifade etme şekillerini kı-sıt-la-ya-ma-yız! kısıtlamamalıyız! bana bu kadar normal gelen bu saptama neden bi sürü insan için saçmalığın daniskası?

bu arada dün daha da ilginç bişiy olmuş bu konuda. imam deniz efendi meclis kürsüsünden imanın ve islamın şartlarını saymış, üstüne kuran’ın değişik yorumlarından falan bahsetmiş. bu adam ’yi dini siyasete alet etmekle suçlayan adam. inanılıcak bişiy diil! insan hakları, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü temelli bi değişikliği eleştirmek için dinen ne kadar yanlış yaptıklarından bahsetmiş deniz baykal yaratığı! ya bu ülkede herkes mi adalet duygusunu yitirdi? bi tane gerçekten adalete inanan savcı yok mu? neden deniz baykal’a dava açılmıyo dini siyasete alet ettiği için? recep tayyip erdoğan allah emrettiği için bu yasayı değiştiriyoruz demediğine göre deniz baykal neden allah böyle bişiy emretmedi ki diyo? ve deniz baykal kim ki benim allah’a nasıl inanmam gerektiğini tarif edebiliyo? mesela konuşmasında islamın imanın şartlarından falan bahsediyo. onlar tamam ama başörtüsü yok ki diyo! bu nası bi laiklik anlayışı? ben inanmayan birisi olarak bu konuşmadan sonra boynuma silah dayasalar o adama oy vermem. vereni de anlayamam!

çok sinirliyim herkese!!! bütün adalet sistemine, daha dava açılmadan yasa değişikliği hakkında yasal beyanat veren savcılara, laik olduğunu zanneden faşist politikacılara, yıllardır ifade özgürlüğü için savaşan ama konu türbana veya başörtüsüne gelince “orda biraz durup beklemek lazım” diyen solcu gerzeklere, medya patronlarına, kendini bi bok zanneden ama aslında gezetecilik yapamadığı için “köşe yazarlığı” yapan 1950 model insan müsvettelerine, ülkemi geleceğe hazırlaması gereken fikirsiz profesörlere, bu meselenin bu kadar arap saçı olmasını sağlayan anayasa mahkemesine, benim gibi düşünüp sesini çıkarma gereği duymayan herkese çok kızgın ve kırgınım! beni bu kadar (u)mutsuz hale getirdikleri için hepsiniden nefret ediyorum! 

bu ülke yarını görücekse eğer bu herkesi birbirine benzeterek olmıycak! birbirinden çok farklı bi sürü insanın birbirinden nefret etmemesi sağlanarak olucak! (bu yasa geçer meclisten gül de onaylar sonra anayasa mahkemesi iptal eder veya hakkaten üniversiteler türbanlı öğrencilere ders vermeyi reddeder falan. olan ülkemize olur sonunda. bu kadar kutuplaşmamızın sonunda güzel şeyler olucağını hayal edemiyorum ben. o zaman neden bu değişikliği destekliyorum? çünkü doğru olan bu! keşke gezeteciler ’ye sakin olmasını öğütliyceklerine ’ye humanist olmasını öğütleseler…) ben yarını görmek istiyorum! yarını görmek isteyen benden başka insanlar olduğuna inanmak istiyorum. sormak istediğim daha bi sürü soru var, ama faydası var mı bilmiyorum. benim bu yazılarım da bi nevi mastürbasyon tabi. elimden bişiy gelmiyo ve bi faydası olmadığını bildiğim halde yazıyorum buraya…