fazıl say’a oldum olası gıcık olmuşumdur zaten. yani süper muhteşem bi sanatçi mı diil mi bilmiyorum, pek de ilgilenmedim açıkçası, ama konuşmasına kendini beğenmesine falan hep gıcık olmuşumdur. (şu yandaki fotoğrafı bile beni gıcık etmeye yeter aslında, o nası bi kasılma ya! alt tarafı piyano çalıyosun olum! çocuk doğururmuşçasına bi surat, nedir ya! haha besteler benim çocuklarım gibi ama dermiş haha) bu son alıp başımı giderim olayından sonra da düşündüm baya acaba beğendiğim bi davranışı olmuş muydu bu adamcağızın diye ama bişiy hatırlıyamadım.
demek ki hakkaten sevmiyorum ben bu adamı. bi de üstüne yok islamcılar basmış ülkeyi yok o azınlığa düşmüş falan devenin nalı akorundan gaz veriyo işte. iyce uyuz oldum. olum sen hayatının her aşamasında azınlıktın zaten. that’s given bi derece. yani herifin hem sanatçı olma ve öyle anılma ihtiyacı var hem de herkesin onun gibi olmasını falan hayal ediyo. adamın sanatçı olup olmadığı konusunu tartışmıycam, olduğunu varsayarak ilerliyorum, ama sanatçılık tanımı gereği farklı olmayı gerektirir zaten. herkes onun gibi olabilseydi zaten onun yaptığı ’sanat’ın bi anlamı kalmazdı veya adı sanat olmazdı. mesela sıçmak kimseye özel bi olay gibi gelmez çünkü hepimiz sıçıyoruz sonunda.
sanatçı olmak kendine has bi duyarlılığı bi başka dünya görüşünü yanında getirir, getirmelidir en azından. bu yüzden de sanatçının topluma yabancılaşması bence gayet normaldir, ama bu yabancılaşmayı sanatçının anlayamamış olması bi gariptir sanki. bu anlamda ben bu adamın bu ülkede yaşayan insanlardan haberdar olmamasını anlıyorum, hani güneydoğuda görüp sevip okşadığı tipleri istanbul’da görmekten rahatsız olmasını da anlıyorum (ama onaylamıyorum).
bana çok garip gelmiyo kendini bu kadar soyutlamış olması falan. bana garip gelen bu durumun farkına vardıktan sonra ilk düşündüğü şeyin gitmek olması. neden anlamaya çalışmaz mesela bu hırt? demezler mi adama hani santçıydın sen? nerde sanatçı duyarlılığın? işte bence burda da bi ayrım var. sanatçı olmanın türkiye’de bi de aydın etiketi var. biz ondan bu kadar şaştık, ondan bu kadar olay oldu. oysa fazıl say-ya-da-say-ma-kal-ya-da-git aydın falan diil. bence düşünme yetisi de baya kısıtlı bi adam. süper müzik yapıyo olabilir, bilmem, anlamam da, ama düşünemediği ortada. bu durumu avrupada yaşama özlemi olan bi müzisyenin, gidişine daha asil bi çaba uydurması olarak görmek lazım belki de.
bu yazı için aslında çok da önemli diil neden, nasıl, vesaire. önemli olan şudur: ben fazıl say’a gıcık oluyorum arkadaş! ebelek konuşmasını da sevmiyorum, kabız bi adamın sıçarkenki surat ifadesiyle piyano çalmasını da sevmiyorum, çok önemli bi iş yaparcasına abuk subuk demeç vermesini de sevmiyorum, popüler kültüre kendini monte etme çabalarını da sevmiyorum, anlamadığı ve fikir sahibi olmadığı siyaset yoluyla kendine çevre yapma çabalarından da ifrit oluyorum. ben fazıl say’a gıcık oluyorum arkadaş!










http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=242127
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=241848
ebelek konuşması adamın tavşan dudaklı olmasından be. bi de bu adam bişeyler yapıyor, hem de sanat yaratıyor. kim ne yapıyor ki dünyada cebini doldurmak dışında? sırf yeteneğine saygı duyarım yav.
anası çocukluğunda manyak etmiş bunu sen çok yeteneklisin, çok çalışmalısın, diğer çocuklar gibi çıkıp oynayamazsın, otur piyanonun başına diye. o da bu nedenle azcık kafayı yemiştir olsa olsa. ama yeteneğine birşey dedirtmem.
politik görüşlerini sevmeyebiliriz bak. ona birşey demem.
ama genel olarak tam olarak tanımadan karalamayalım, öğrenelim, sayalım, sevelim..
gelmiyim oraya!