hürriyetin internet sitesi soft-porno sitesi gibi. her taraftan çıplak kadınlar çıkıyo falan. bi de ünlülerin frikik galerisi tarzında rezil bişiyleri var üstüne. tam adult sitesi yani. milliyet sitesi de, heralde yeni haber gelirse duyurabilmek maksadıyla, devamlı kendini güncelliyo. bişiy okuyosun pat site kendini yeniliyo, hop tekrar sayfanın başına dönüyosun. çok rahatsız edici. ikisinden de tiksiniyorum!
December, 2007 arşivleri
biraz önce çok da samimi olmadığım bi arkadaştan bi e-mail aldım. uzakta bi yerde master yapıyo o da benim gibi. hem ilginç hem de acınası bi yazı. en önemlisi de kendine verilmiş imkanlardan mutlu olamıyo olması. ben böyle insanlardan hiç haz etmedim şu kısa hayatım boyunca. hani herşey altın tepside önlerine gelmiş ama bi türlü mutlu olamayan insanlar, hani pespembe bi resimde bile sinir bozucu siyah bi nokta bulabilen insanlar. hah işte o insanlardan tiksiniyorum. ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın diye o adamın yazısını da ismini vermeden yapıştırıyorum. (arkadaş heralde türkçe klavyesi olmadığından türkçe karakter kullanmadan yazmış e-mailini. bütün türkçe karakterleri bulup düzeltmekle uğraşamıycağım için bana geldiği gibi yer alıyo e-mail. okuması zor oluyosa okumayın kardeşim.)
buyrun burdan yakın, devamını okumak için tıklayın…
bu hafta uzun zamandır izlemediğim kadar film izledim sinemada. internet ve p2p paylaşım çıkıp mertlik bozulduğundan beri sinemaya ancak özel efektleri daha etkili yaşayabilmek için gider oldum aslında ben de, pek çok çağdaşım gibi. ama avrupa ülkelerinin dayanılmaz sıkıcılığı içinde sinemaya 9 euro vermek bazen bi çıkış yolu gibi gözükebiliyor.
neyse, önce cuma günü “i am legend” isimli süper popüler filmi izlemeye karar verdik bi arkadaşla beraber. ama cuma günü olması ve burda yaşayan insanların da en az bizim kadar sıkıcı bi hayatları olması nedeniyle heralde, will smith’in başrolde oynadığı bu baş yapıt tıka basa doluydu. sonunda en az onun kadar popüler olan “hitman” isimli güzide filmimize gittik. evet, o da saçma sapan bi filmdi. ama en azından izlerken baygınlık geçirmedik ikimiz de. bilgisayar oyunundan sinemaya dönüştürülen ikinci sınıf bir action filmi sonuçta. cuma akşamı için çok da pişman etmedi bizi, ne diyim.
dün de, cumartesi gecesi, yine saçma tesadüfler sonucu sinemaya gider olduk. ve tabi ki bi önceki gün içimizde kalmış olan “i am legend”a gittik, bu sefer beş kişi olarak. filmin ne hakkında olduğunu falan uzun uzun anlatamıycam, gerek yok. merak ediyosanız şöyle buyrun. özetle dünyayı daha iyi bi yer yapmak isteyen salak insanoğlu herşeyi bok ediyo, kalan zavallı bi tane insancık da en iyi dostu köpek kardeşle yaşıyomuş gibi yapıyo.
film gerçekten feci sıkıcıydı. istatistiki olarak anlatmak gerekirse, yaptığım über-bilimsel çalışma şöyle sonuçlandı: 5 kişiden 3ü filmin çeşitli sahnelerinde uyuduklarını itiraf etti. 1i uyurken horladı bile. yine bu 5 kişiden 1i filmin konusu beğendiğini ama filmden bi sinema filmi olarak hiç keyif almadığını söyledi. bu beş kişinin sonuncusu da filmi sonuna kadar uyumadan izledi ama filmden gerçekten tiksindi. bilim yalan söylemez, %80 filmden tiksindi, %100 beğenmedi. işte sonuçlar ortada! “i am legend kötü, çok kötü bi film!
bu yazının ana fikirleri:
- “i am legend” sucks balls! gerçekten kötü, çok kötü. gördüğüm en berbat filmler arasında zorlanmadan ilk 5e girer. o derece.
- “hitman” de kötü bi film ama “i am legend” kadar mideme ağrılar saplayıcı berbatlıkta diil.
- insanın en iyi dostu köpektir.
- sinemaya para vermek çok büyük bi risk, o kadar fazla film var ki, izlediğin filmin kötü bi film çıkma olasılığı çok, çok yüksek. adam gibi evinde izlemek lazım şu mereti.
- avrupa iç sıkıcı bi yer.
fazıl say’a oldum olası gıcık olmuşumdur zaten. yani süper muhteşem bi sanatçi mı diil mi bilmiyorum, pek de ilgilenmedim açıkçası, ama konuşmasına kendini beğenmesine falan hep gıcık olmuşumdur. (şu yandaki fotoğrafı bile beni gıcık etmeye yeter aslında, o nası bi kasılma ya! alt tarafı piyano çalıyosun olum! çocuk doğururmuşçasına bi surat, nedir ya! haha besteler benim çocuklarım gibi ama dermiş haha) bu son alıp başımı giderim olayından sonra da düşündüm baya acaba beğendiğim bi davranışı olmuş muydu bu adamcağızın diye ama bişiy hatırlıyamadım.
demek ki hakkaten sevmiyorum ben bu adamı. bi de üstüne yok islamcılar basmış ülkeyi yok o azınlığa düşmüş falan devenin nalı akorundan gaz veriyo işte. iyce uyuz oldum. olum sen hayatının her aşamasında azınlıktın zaten. that’s given bi derece. yani herifin hem sanatçı olma ve öyle anılma ihtiyacı var hem de herkesin onun gibi olmasını falan hayal ediyo. adamın sanatçı olup olmadığı konusunu tartışmıycam, olduğunu varsayarak ilerliyorum, ama sanatçılık tanımı gereği farklı olmayı gerektirir zaten. herkes onun gibi olabilseydi zaten onun yaptığı ’sanat’ın bi anlamı kalmazdı veya adı sanat olmazdı. mesela sıçmak kimseye özel bi olay gibi gelmez çünkü hepimiz sıçıyoruz sonunda.
sanatçı olmak kendine has bi duyarlılığı bi başka dünya görüşünü yanında getirir, getirmelidir en azından. bu yüzden de sanatçının topluma yabancılaşması bence gayet normaldir, ama bu yabancılaşmayı sanatçının anlayamamış olması bi gariptir sanki. bu anlamda ben bu adamın bu ülkede yaşayan insanlardan haberdar olmamasını anlıyorum, hani güneydoğuda görüp sevip okşadığı tipleri istanbul’da görmekten rahatsız olmasını da anlıyorum (ama onaylamıyorum).
bana çok garip gelmiyo kendini bu kadar soyutlamış olması falan. bana garip gelen bu durumun farkına vardıktan sonra ilk düşündüğü şeyin gitmek olması. neden anlamaya çalışmaz mesela bu hırt? demezler mi adama hani santçıydın sen? nerde sanatçı duyarlılığın? işte bence burda da bi ayrım var. sanatçı olmanın türkiye’de bi de aydın etiketi var. biz ondan bu kadar şaştık, ondan bu kadar olay oldu. oysa fazıl say-ya-da-say-ma-kal-ya-da-git aydın falan diil. bence düşünme yetisi de baya kısıtlı bi adam. süper müzik yapıyo olabilir, bilmem, anlamam da, ama düşünemediği ortada. bu durumu avrupada yaşama özlemi olan bi müzisyenin, gidişine daha asil bi çaba uydurması olarak görmek lazım belki de.
bu yazı için aslında çok da önemli diil neden, nasıl, vesaire. önemli olan şudur: ben fazıl say’a gıcık oluyorum arkadaş! ebelek konuşmasını da sevmiyorum, kabız bi adamın sıçarkenki surat ifadesiyle piyano çalmasını da sevmiyorum, çok önemli bi iş yaparcasına abuk subuk demeç vermesini de sevmiyorum, popüler kültüre kendini monte etme çabalarını da sevmiyorum, anlamadığı ve fikir sahibi olmadığı siyaset yoluyla kendine çevre yapma çabalarından da ifrit oluyorum. ben fazıl say’a gıcık oluyorum arkadaş!
al sana yan yazı
aha bi de resim![]()
şimdi ben bunu buraya yazınca bu yanda mı çıkceeeeeek
yav edmin olmak zor iş be kerem, buriyi bilmem de ben böyle yok altını çiziktir yok üstünü çiziktir ay bunalıyorum!!
yok lan zevkli. =D